Loading
Pzt - Cmt: 09:00 - 20:00
Tireli & Savaş Hukuk BürosuTireli & Savaş Hukuk BürosuTireli & Savaş Hukuk Bürosu
0232 484 00 07
Park Office - Bayraklı / İZMİR

ZORUNLU AŞI

2019 yılının sonlarına doğru Çin’in Wuhan kentinde çıkan Covid-19 salgını günümüz itibariyle bütün insanlığı etkisi altına almış bulunmaktadır. Ülkeler kendi içlerinde salgının yayılmasını önleyici birçok önlemi art arda almaya başlamışken, diğer yandan Tıp dünyası salgının kesin çözümü olacağını söylediği aşı çalışmalarına başlamıştır.

Yakın zamanda yapılan çalışmalar sonucunda farklı ülkelerden çeşitli Covid-19 aşıları üretilmiştir. Lakin aşıların üretilmesi ile birlikte insanlarda yeni bir endişe daha ortaya çıkmıştır:

“Aşının zararlı yan etkileri var mı?”

Bu soru devamında birçok farklı soruyu da beraberinde getirmiştir. İnsanlar üretilen aşıların uzun vadedeki etkilerinin tam olarak saptanamadığını ve bu sebeple aşıların faydalı olacak iken ileride daha da zararlı olabileceğini düşünmeye başlamıştır.

Akabinde Covid-19 aşısı karşıtı insanların sayısı gün günbegün artmış olmakla birlikte halihazırda da artmaya da devam etmektedir.

Bu durum aşı karşıtı bireylerin aklına bir diğer soruyu getirmiştir:

“Aşı yaptırmak herkes için zorunlu mu?”

Aşı, hastalıklara karşı bağışıklık sağlama amacı ile insan veya hayvan vücuduna verilen, zayıflatılmış hastalık virüsü, hastalık etkeninin parçaları veya salgıları ile oluşturulan çözelti olarak tanımlanır. Aşının amacı virüse karşı vücudun savunmasını arttırmaktır. Aşı çalışmalarının Osmanlı İmparatorluğu döneminden itibaren ülke sınırlarında uygulamaları görülmektedir. Ülkemizdeki aşı geçmişini incelediğimizde aşı uygulamaları ile ilgili farklı kararlar ve yasalar çıkarılmış olduğunu görmekteyiz. Daha sonraki zamanlarda ülkemizde aşı üretiminin sona ermesi ile aşılar satın alınarak temin edilmeye ve yine aşılar devlet eliyle yapılmaya devam edilmiştir.

Anayasa’nın 15. maddesinde belirtildiği üzere milletlerarası hukuktan doğan hak ve yükümlülükler saklı kalmak kaydı ile kişilerin temel hakları ve hürriyetleri kısıtlanabilir veya Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınabileceği belirlenebilir. Madde kapsamınca bununla sınırlı kalmayıp, kişinin her ne olursa olsun maddi ve manevi bütünlüğüne dokunulamayacağı da ayrı olarak vurgulanmıştır.

Aşının zorunluluğu halinde karşımıza Anayasa md.17 “vücut dokunulmazlığı” çıkar. Vücut dokunulmazlığı Anayasa’nın 17. maddesi dışında ayrıca İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi m. 12, BM Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi m. 17, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.8 ile de korunma altına alınmış, temel haklar kapsamında sayılmıştır.

Türkiye’de salgın hastalıklar konusu 1930 tarihli Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nda düzenlenmiştir. Çok eski olmasına rağmen düzenleme geçirmeden günümüze kadar gelmiş olan bu kanunda virüs kaynaklı hastalıklar, salgın hastalık olarak kabul edilmemektedir. Ayrıca kanun aşı uygulamaları hakkında zorunlu düzenlemelere de cevap verecek yetkinlikte değildir. Sonuç itibariyle aşılama 1930 tarihli Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’na dayanarak ilerletilecek ise bireylere gönüllülük durumu saklı kalmak kaydı ile aşılama yapılamamaktadır. Yani 1930 tarihli Umumi Hıfzıssıhha Kanunu aşılamayı zorunlu kılmamaktadır. Bunun bir diğer sebebi kanunun 57. Maddesinde o dönem için salgın hastalıkları sınırlı olarak sayılmış, akabinde yine kanunun 72. Maddesinde bu sayılan hastalıklar için aşılamaya zorunluluk getirmiştir. Güncel bir salgın olan Covid-19 bu kanundaki sayılan hastalıklar arasına girmediği için aşılama zorunluluğu 1930 tarihli Umumi Hıfzıssıhha Kanunu kapsamında getirilmemiştir. Bu sebeple de bahsedilen kanuna dayanılarak yapılacak olan aşılama Anaysa md. 17 ihlalini doğuracaktır.

Öte yandan Anayasa Mahkemesi de önüne gelen bir bireysel başvuruda kanunda sayılan hastalıklardan birine girmedikçe zorunlu aşının anayasaya aykırı olduğuna karar vermiştir.

Anayasa Mahkemesi, ilk olarak 2015 yılında Genel Kurul kararıyla oluşturduğu bu içtihadını bir yıl sonraki başka bir kararında tekrar etmiştir.

Bu iki kararın da konusu bebeklik/çocukluk dönemi aşılarını çocuklarına yaptırmak istemeyen ebeveynler aleyhine alınan sağlık tedbirlerinin hak ihlali yarattığıdır. Anayasa Mahkemesi’ne göre, zorunlu aşı uygulaması için öngörülebilirlik gerekmektedir. Öngörülebilirlik anayasal hakka müdahalenin meşruiyet unsurlarından biridir ve kanunen düzenlenerek ortaya konulması gerekir. Bu nedenle Anaysa Mahkemesi, zorunlu aşı düzenlemelerinden kanunda açıkça yer verilmemiş olanların uygulanmasını, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkına aykırı görmüştür.

Yine geçmiş yıllarda çocuk felci aşısının uygulanması ile ilgili de birçok sansasyonel haberler çıkmış buna müteakip yetkili kurumlardan açıklamalar gelmiştir. O dönemde Anayasa Mahkemesi’nin çocuklara aşı yapılmasının ebeveynlerinin izni ile ilgili vermiş olduğu karardaki gerekçesinde belirtildiği üzere Anayasa md.17’den kaynaklı olarak bireyler kendilerine aşı yapılması konusunda hür bir iradeye sahip olacakları belirtilmiştir.

Aşıların çocuklara yapılması konusunda ise aynı maddeye dayanarak verilen mahkeme kararlarında ayrıca ülkemizin tarafı olduğu Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin ilgili hükümleri gereğince mahkemeler ebeveynlerin çocukların menfaatini ve sağlığını üstün tutmasını dikkate alarak kararlarını vermektedir. Lakin, ebeveynler yine de çocuklarına aşı yapılmamasına yönelik düşünceye sahip ise bu konuda zorunluluk bulunmamakla birlikte devlet “Toplum sağlığını tehdit” etmesi gerekçesi ile aşılama yapma konusunda yaptırımları uygulamaya sokabilir.

Ayrıca salgın AY. Md. 15’de belirtilen olağanüstü hallerin içine girmektedir. Lakin salgın hastalığının olağanüstü hal olarak kabul edilebilmesi için gerekli şartları sağlamakla birlikte olağanüstü halinde ayrıca ilan edilmesi gerekmektedir. (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 15, Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi m. 4, 1982 Anayasası m. 15 ve 119)

Tüm yapılan açıklamalar gereğince her ne kadar şu an için Covid-19 aşısı hakkında aşılamanın herkes için zorunluluğu açısından şu an için bir açıklama gelmemiş olsa da, ilerleyen günlerdeki salgının durumu ve aşılama sürecinin gidişatına göre Anayasa ve uluslararası sözleşmeler bağlamında yasal düzenlemelerde yenilikler yoluna getirilebilir. Unutulmamalıdır ki bulaşıcı hastalıklar, insanlık var olduğu andan itibaren var olmuş ve insanlık var oldukça da hayatlarımızda yer almaya devam edecektir.

Bizi Arayın