Loading
Pzt - Cmt: 09:00 - 20:00
Tireli & Savaş Hukuk BürosuTireli & Savaş Hukuk BürosuTireli & Savaş Hukuk Bürosu
0506 691 0917
Park Office - Bayraklı / İZMİR

Boşanmada Ziynet Eşyası: Düğünde Takılan Altınlar Kime Aittir, İspat Yükü Kimdedir?

  • Anasayfa
  • Makaleler
  • Boşanmada Ziynet Eşyası: Düğünde Takılan Altınlar Kime Aittir, İspat Yükü Kimdedir?
Boşanmada Ziynet Eşyası: Düğünde Takılan Altınlar Kime Aittir, İspat Yükü Kimdedir?

2026 yılında altın fiyatlarındaki yükseliş, boşanma davalarında bir zamanlar ikincil sayılan bir talebi ön sıraya taşıdı: ziynet eşyası alacağı. Düğünde takılan bilezik, kolye ve çeyrek altınların maddi değeri arttıkça, “bu altınlar kime ait, kimde kalmalı” sorusu artık boşanma sürecinin en çekişmeli konularından biri haline geldi. Oysa bu sorunun cevabı, sanıldığı kadar basit değil.

Türk Medeni Kanunu’nun mal rejimine ilişkin hükümleri ile Yargıtay’ın yıllar içinde şekillendirdiği yerleşik içtihat, ziynet eşyasını sıradan bir “eşya paylaşımı” meselesinden çıkarıp kendine özgü bir ispat rejimine bağlamış durumda. Bu yazıda hem mülkiyetin kime ait sayıldığını hem de dava sürecinde kimin neyi ispatlamakla yükümlü olduğunu, tartışmalı noktalarıyla birlikte ele alıyoruz.

Düğünde Takılan Ziynetler Hukuken Kime Ait Sayılır?

TMK m.220, eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşyaları ve karşılıksız kazanma yoluyla edinilen malları kişisel mal olarak tanımlar. Düğünde takılan ziynet ve diğer ekonomik değerlerin kime ait olduğu konusunda Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2024 yılında önceki içtihadını değiştirmiştir. Güncel yaklaşıma göre öncelikle tarafların takıların paylaşımına ilişkin bir anlaşmasının bulunup bulunmadığına bakılır. Böyle bir anlaşma yoksa, taraflarca ileri sürülüp ispatlanan yerel örf ve âdet dikkate alınır. Bunların da bulunmaması hâlinde, kadına ve erkeğe takılan veya verilen ekonomik değerler kural olarak takıldığı ya da verildiği eşe ait kabul edilir. Bununla birlikte takılan eşyanın belirli bir cinse özgü olması hâlinde ayrıca değerlendirme yapılır.

Somut bir örnek üzerinden düşünelim. Bir düğünde geline hem kendi ailesi hem de damat tarafı tarafından altın ve ziynet takılmış olsun. Taraflar arasında aksine bir anlaşma veya ispatlanmış yerel örf ve âdet bulunmadığı takdirde, geline takılan ve niteliği itibarıyla ona ait kabul edilen ziynetler kural olarak onun kişisel malı sayılır ve edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesinde paylaşılacak edinilmiş mallar arasında değerlendirilmez. Yani ziynet eşyası, evlilik süresince edinilen ev, araç gibi mallardan farklı bir hukuki rejime tabidir; bu ayrım pek çok kişi tarafından bilinmediği için dava sürecinde ilk şaşkınlık burada yaşanır.

Uygulamada tartışılan bir istisna var. Bazı bölgelerde “kaynana bileziği” ya da erkeğe takılan tek tük ziynetler için yerel örf ve adetin farklı bir sonuç doğurup doğurmayacağı tartışılır. Kanaatimizce bu yerel adetlerin ispatlanması ağır bir yük taşıdığından, aksi somut ve güçlü biçimde kanıtlanmadıkça genel kural (takılan kişinin malı) esas alınmalı. Aksi yorum, ispat sistemini belirsizliğe sürükler.

İspat Yükü Kime Düşer? Karinenin Sınırları Nerede Başlar?

TMK m.222, belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden tarafın bu iddiayı ispatla yükümlü olduğunu, hangisine ait olduğu ispatlanamayan malların ise paylı mülkiyette sayılacağını düzenler. Ziynet eşyası davalarında bu kural iki aşamalı işler. Davacı önce dava konusu ziynetlerin varlığını ve miktarını, sonra da bu ziynetlerin elinden çıktığını ortaya koymalıdır.

Burada asıl tartışma, “elinden çıkma” iddiasının nasıl ispatlanacağı noktasında yoğunlaşır. Örneğin bir kadın, eşinin evi terk etmesi sırasında altınlarını yanına alamadığını, altınların halen kayınvalidesinde veya eşinde kaldığını iddia ediyor olsun. Bu iddiayı doğrudan tanıkla veya somut delille kanıtlamak çoğu zaman mümkün değildir, çünkü olay evin mahrem alanında geçmiştir.

Yargıtay’ın yerleşik ispat yaklaşımına göre ziynet eşyaları kolaylıkla saklanabilen ve taşınabilen eşyalardır. Bu nedenle kişisel ziynetlerin kural olarak hak sahibi eşin himayesinde bulunduğu kabul edilir. Ziynetlerin diğer eşte kaldığını ileri süren davacı, öncelikle ziynetlerin varlığını ve miktarını; ardından bunların kendisinden alındığını ve iade edilmediğini veya ortak konuttan ayrılırken yanında götürmesinin mümkün olmadığını ispatlamakla yükümlüdür. Davacı, ziynetlerin kendi himayesinden çıkıp diğer eşin hâkimiyetine geçtiğini ispatladığı takdirde, bundan sonraki ispat yükü somut savunmaya göre karşı tarafa geçebilir.

Karinenin Otomatik Uygulanması Doğru mu? Bir Değerlendirme

Burada kişisel görüşümüzü net biçimde ifade etmek gerekiyor. Uygulamada bazı davalarda bu karine, ayrılığın somut koşulları hiç sorgulanmadan, sanki her boşanmada otomatik olarak işleyen bir kural gibi uygulanıyor. Bu yaklaşımı isabetli bulmuyoruz.

Karinenin dayanağı “hayatın olağan akışı”dır. Oysa hayatın olağan akışı her dosyada aynı değildir. Eşlerin uzun süredir fiilen ayrı yaşadığı, ayrılığın ani değil aylar süren bir sürecin sonucu olduğu bir dosyada, kadının altınlarını alma fırsatı bulamadığı iddiası aynı güçte bir karineyi hak etmeyebilir. Buna karşılık, ani bir tartışma sonrası aynı gece evden ayrılmak zorunda kalınan bir olayda karinenin geniş yorumlanması yerindedir.

Diğer yandan karinenin dar yorumlanmasını savunan görüş de haksız değil. Kadının ziynetleri fiilen elinde bulundurmadığını her seferinde ayrıntılı biçimde ispatlamaya zorlanması, hakkın özünü zedeleyebilir. Kanaatimizce doğru yaklaşım, hâkimin ayrılığın somut koşullarını, tarafların tutarlı beyanlarını ve dosyaya yansıyan diğer delilleri birlikte değerlendirerek karineyi gerekçeli biçimde uygulamasıdır. Salt “eşler boşandı” bilgisinden hareketle mekanik bir karine uygulaması, ispat hukukunun temel mantığıyla bağdaşmaz.

Erkeğe Takılan Ziynetler ve Sıkça Karışan Noktalar

Bir diğer karışıklık, damada takılan ziynetlerde yaşanır. Taraflar arasında aksine bir anlaşma veya ispatlanmış yerel örf ve âdet bulunmadığı takdirde, erkeğe takılan altın, para ve ekonomik değeri olan diğer şeyler kural olarak erkeğe aittir. Ancak erkeğe takılan ziynet niteliği itibarıyla kadına özgü ise, yalnızca erkeğe takılmış olması aidiyeti belirlemek için yeterli değildir. Takının her iki cins tarafından kullanılabilen nitelikte olması hâlinde ise kime takıldığı veya verildiği esas alınır. Ancak uygulamada sıkça karşılaşılan bir durum var. Taraflardan biri, “takılan altınlar aslında evin ortak ihtiyaçları için harcandı, bir kısmı eve eşya alınırken bozduruldu” iddiasında bulunabilir.

Bu tür bir iddia ileri sürüldüğünde ispat yükü yine değişir. Ziynetlerin ortak ihtiyaçlar için harcandığını, yani kişisel maldan çıkıp tüketildiğini iddia eden taraf, bu harcamayı somut biçimde (fatura, banka hareketi, tanık beyanı gibi) göstermek zorundadır. Sadece “evde harcandı” demek, ispat yükünü karşılamaya yetmez; aksi kabul edilirse her ziynet alacağı davası bu genel savunmayla etkisiz hale gelirdi.

Ziynet eşyalarının dava dosyasına delil olarak hazırlanması
Ziynet alacağı davalarında delillerin doğru toplanması sürecin seyrini belirler.

Dava Sürecinde Hangi Deliller İşe Yarar?

Ziynet eşyası davasında ispat, çoğu zaman görgü tanıklığına dayanır. Düğünde bulunan yakın akraba ve arkadaşların tanıklığı, takılan ziynetlerin türü ve miktarı konusunda mahkemeye somut bir çerçeve sunar. Örneğin düğün videosunda takılan takıların net biçimde görülmesi, tanık beyanlarını destekleyen güçlü bir delildir.

Düğün fotoğrafları ve videoları, varsa kuyumcudan alınan fatura ya da sigorta kaydı, ziynetlerin miktarını somutlaştırmada önemli rol oynar. Bunun yanında, ayrılık sırasında yaşananları anlatan tanık beyanları da “elde bulunmama” karinesini güçlendirir ya da zayıflatır. Taraflardan birinin bu konuda tutarsız, davadan davaya değişen beyanlarda bulunması, mahkemenin karineyi değerlendirme biçimini doğrudan etkiler.

Pratikte sık görülen bir hata da şu: taraflar ziynet talebini boşanma davasının içine, ayrı bir taleple değil genel ifadelerle sıkıştırıyor. Ziynet alacağı, boşanmanın fer’î sonucu niteliğinde değildir; boşanmadan bağımsız bir malvarlığı talebidir ve nispi harca tabidir. Ziynet talebi boşanma davasıyla birlikte dava dilekçesinde ileri sürülebileceği gibi ayrı bir dava konusu da yapılabilir. Bu nedenle dava konusu edilen ziynetlerin ve talep sonucunun usul hükümlerine uygun biçimde açıkça ortaya konulması gerekir. Aksi halde talep belirsizliği nedeniyle mahkemenin işi zorlaşır.

Boşanma sürecinde yaşanan duygusal belirsizlik
Ziynet eşyası uyuşmazlıkları, boşanma sürecinin duygusal yükünü artıran konulardan biridir.

Sonuç: Ziynet Alacağı Talebinde İzlenmesi Gereken Yol

Boşanma sürecinde ziynet eşyası talebi düşünülüyorsa, öncelikle elde bulunan somut delillerin (fotoğraf, video, fatura, tanık listesi) bir araya getirilmesi gerekir. Ardından bu delillerin, ziynetlerin varlığını ve miktarını ne ölçüde net biçimde ortaya koyduğu değerlendirilmelidir; delil zayıfsa, talebin buna göre şekillendirilmesi gerekir.

İkinci adımda, ayrılığın somut koşulları (ani mi, süreç içinde mi gerçekleşti, ziynetlere fiilen erişim mümkün müydü) dürüstçe ortaya konmalı, çünkü mahkemenin karineyi uygulama biçimini bu koşullar belirler. Son olarak, ziynet talebinin boşanma davasının içinde net ve ayrı bir talep olarak, miktar belirtilerek ileri sürülmesi, sürecin sağlıklı ilerlemesi açısından kritik önem taşır.

2026 itibarıyla altın fiyatlarının seyri göz önüne alındığında, bu tür taleplerin maddi ağırlığı da artıyor. Bu yüzden sürecin başında doğru bir delil ve strateji planlaması yapmak, davanın sonucunu doğrudan etkileyen bir unsur haline geliyor.

Yasal Uyarı

Bu blog yazıları genel bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Somut hukuki durumunuz için mutlaka bir avukata danışmanız önerilir.
Son güncelleme: Eylül 2026

Leave A Comment

Bizi Arayın